Aziz Augustinus’un Bakışı

OKUR MODASI tarafından tarihinde yayınlandı

Augustinus’un kitaplarında felsefeyle teolojiyi birbirinden ayırmak neredeyse olanaksızdır. Bu, bir yandan Hristiyan inancını felsefeye dayanarak kanıtlama isteğinden, diğer yandan da felsefenin ve felsefecinin yerine getirdiği işi tanımlayışından kaynaklanır. Augustinus’a göre felsefeci “hakikati arayan, hakikati seven kişi”dir. Oysa hakikate yüklediğimiz (değişmezlik, öncesizlik-sonrasızlık, bizi yanıltan duyular yoluyla kavranılmama gibi) özelliklere sahip olan tek varlık Tanrı’dır. Tanrı tarafından aydınlatılmış anlaşılabilir bir hakikat dünyası vardır. İlahi aydınlanmada bu hakikat dünyasını bilen akıllar vardır. Hakikate duyulan büyük bir arzu vardır. Tanrı hakikatin kendisidir. Tanrı değişmez bir varoluştur.

AZİZ AUGUSTİNUS’A GÖRE ZAMAN KAVRAMI NEDİR?

Hiç kimse zaman problemi üstünde Aziz Augustinus kadar durmamıştır. Augustinus’a göre zamanın ne olduğunu bilmek için öncelikle zamanın karşıtını anlamak gerekir. Bir şeyi anlamak o şeyin zıttı ile olan bağlantısını çözmekle mümkündür. Bu yüzden Aziz Augustinus’a göre sonsuzluğu, yaratılış düşüncesini, yaratan ile yaratılan arasındaki farklılıkları anlamayan kişi zamanı anlayamaz. İtiraflar kitap 11’de Aziz Augustinus zaman ve sonsuzluk görüşünü açıklar. Eğer zamanı aşkın yapanın (sonsuzluğun) ne olduğunu anlamazsak, zamanı da anlayamayız. “Senin zamandan önce olmanda, zaman söz konusu değildir…Oysa sen hep var olmanın aşkınlığıyla bütün geçmiş zamanlardan öncesin, bütün gelecek zamanların ötesinde… Sen kendinin aynısın.”

“Ya Rab, sen büyüksün ve her türlü övgüye layıksın, gücün büyüktür ve bilgeliğinin sınırı yoktur.” Yarattığın evrenin küçük bir parçacığı olan insan seni övmek istiyor. Ölümlü durumunu ve bu durumu ile işlemiş olduğu ölüm getirici suçunu kendinde taşıyan yarattığın evrenin küçücük bir parçası olan insan, kendini beğenmişlere karşı koyan senin adaletin için, yine de seni övmek istiyor.”

AZİZ AUGUSTİNUS’TA SÖZLER PROBLEMİ

İnsanın sözü ve Tanrı’nın sözü nedir ve nasıldır? Tanrı’nın sözü sonsuzdur ve insanın sözünden farklıdır. İnsanın sözü ardıllık içindedir. İnsanın sözü ile Tanrı’nın sözü arasındaki fark şöyledir; Tanrı’nın sözü, yaratır ya da yaratma özelliğine sahiptir ama insan bunu yapamaz. Tanrı’nın düşündüğü Tanrı’dır. Başka bir deyişle, Tanrı’nın düşündüğü ile yarattığı aynıdır. Augustinus için Tanrı’nın sözü “logos”tur. Yarattığı ile sözü arasında ontolojik bir fark yoktur. Tanrı sözü Tanrı’dır ve yaratılış Tanrı’nın sözünün bir sonucudur. Tanrı’nın sözünün aksine insanın sözü bir ardıllık içindedir. İnsanın düşündüğü insanın kendisi değildir. İnsan yaratmaz.

AZİZ AUGUSTİNUS’A GÖRE TANRI NEDİR?

Aziz Augustinus’a göre Tanrı bizi aşan bir varlıktır. Tanrı aynı zamanda doğru düşünmenin yollarını gösterir, bizi ve akıllarımızı yönetir. Tanrı’nın en gerçek özü O’nun sonsuzca varoluşudur. Tanrı’nın dışındaki her şey O’nun tarafından yaratılmıştır. Augustinus’a göre şeyler zıtlıklardan meydana gelir. Kötülük iyiliğin yokluğudur. Tanrı saf ve nihai iyiliktir, mutlak ve değişmezdir. Ancak Tanrı’nın yarattığı evren “yokluk”tan yaratılmıştır, değişkendir. Evren maddenin oluşumu iyiliğin eksikliğinden, Tanrı’daki gibi saf ve mutlak olmamasındandır. Evrenin kendisi de aynı Tanrı gibi iyilikle doludur. Evrende her şey aynı oranda iyilik içermez. Varlıklarda bir hiyerarşi vardır. Bu hiyerarşinin en üstünde en iyiler bulunur. Güneş, ay, yıldızlar, melekler, insanlar, kuşlar, balıklar ışık ve karanlık hep iyidir. Ancak hiçbiri Tanrı kadar mükemmel değildir, farklı seviyelerde dururlar.” Kötüler ve endişe içinde olanlar senden uzağa gitsinler! Onları görüyorsun ve bakışlarınla karanlıklarını deliyorsun ve işte onlara rağmen çevrelerindeki her şey güzel kalıyor; kendileri ise iğrenç. Sana hangi konuda zarar verebildiler ki? Ya da hep adil ve dokunulmaz kalan göklerin en üst sınırlarına kadar uzanan krallığına bir halel mi getirebildiler? Senden kaçarak nereye kaçabildiler ki? Senin onları bulamayacağın nereye kaçabilirler ki? Senin onları gördüğünü görmemek için kaçtılar ve körlüklerinde yine sana rastladılar; çünkü sen yarattığın hiçbir varlığı terk etmezsin. Evet, bu doğru olmayan insanlar adil bir şekilde ceza­landırılmak üzere senin eline düştüler, senin tatlılığından kaça­rken kendi isyankar gururlan yüzünden senin sertliğine yakalandılar. Kuşkusuz onların, senin her yerde, senden uzak­laşanların yanında bile olduğundan haberleri yok. Öyleyse geriye dönüp seni arasınlar. Onlar kendi Yaradanlarını terk ettiler, ama sen yarattığını terk etmiyorsun. Kendilerine dönsünler, seni arasınlar; sen sana itirafta bulunan, senin kollarına atılan, bütün zorluklardan geçtikten sonra senin bağrında ağlayan kişilerin yüreğindesin. Sen ise onların tatlılıkla gözyaşlarımı siliyorsun; bu­nun üzerine onlar daha çok gözyaşı döküyorlar, ama ağladıkları için mutlular, çünkü onları etten ve kandan olan bir insan değil de, sen Rab, ikinci kez yaratıyor ve onları teselli ediyorsun. Ya ben, seni aradığımda neredeydim? Sen, benim önümdeydin. Ne var ki ben kendimi kaybetmiştim, kendimi bulamadığım gibi seni hiç bulamıyordum.”

Augustinus’a göre bütün kötülüklerin kaynağında, söz konusu düzensiz aşk vardır. Fesat, kıskançlıklar, doyumsuzluk, açgözlülük, adaletsizlikler hep ondan çıkar. Düzensiz aşk düzeni bozulmuş uyumsuz insanlara, düzeni bozulmuş insanlar da düzensiz aile ve toplumlara yol açar. Düzenli bir toplum kurmanın en önemli yolu insanın kendisini ve dolayısıyla aşkını düzene sokmasıdır; onun, aşkının, başta Tanrı olmak üzere, farklı nesnelerini, uygun ölçülerde ve gereği gibi sevmesini sağlamaktır. Bu yapıldığı zaman ancak, insan erdemli olup, ebedi saadete erişme yoluna girer. Yoksa insan için başka kurtuluş yolu yoktur.

 

ALEYNA SELİN KABA

alselkaba@hotmail.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.