Hayatım Çaykara’nın Yazarı Ahmet Gencal ile Röportaj

OKUR MODASI tarafından tarihinde yayınlandı

Cinius Yayınları’ndan çıkan psikolojik deneme türündeki “Hayatım Çaykara” eserinin sahibi Ahmet Gencal ile röportaj yaptık.

1. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

İnsanın kendisinden bahsetmesi kadar gereksiz bir şey yok bence. İnsan kendisinden hiç bahsetmemeli zaten. Tanışma esnasında adını soyadını söylersin o kadar. Gerisi senden başkalarına kalmalı, onların becerisine. Şimdi ben de merak ettim bakın. Acaba başkaları biraz benden bahsetselerdi ne söylerlerdi acaba? Büyük bir cesaretle okuyabilirim o bütün bahsettiklerini…

2. Yazmaya ne zaman başladınız?

Öyle herkesin cevapladığı gibi; küçüklüğümden beri yazardım, bir gün Türkçe öğretmenim bana…. diye başlamayacağım bu sorunuzu cevaplamaya. Isınma turuna çıkmadan bu kadar zor soru sorulur mu canım?

Hani olur ya, insan mecbur hissettiği değil, sevdiği şeylerle vakit geçirmek ister. Bendeki de o tarz. Düşünsenize kekemesiniz, kendinizi konuşarak ifade edemiyorsunuz. İçinizde biriktirdiklerinizi bir şekilde boşaltmak istiyorsunuz ve açıyorsunuz alttan tıpayı, şıp şıp damlamaya başlıyor.

Önce damlalar, sonra “Çaykara”lar ve inşallah dahasını da okuruz hep beraber.

Sorunuza hala cevap vermedim değil mi? Kekelemeye on yaşında başladım. O yaşta elim kalem tutuyordu çok şükür.

3. Sizi yazmaya yönelten neydi? Kısaca niçin yazıyorsunuz?

Hocam çalışmadığım yerden çıktı bu soru dememe gerek kalmadı. Demin girişini yaptığımız; çocuk yaşta kekelemeye başlamam çok etkili oldu sanırım. Yazarken kendimi, daha iyi ifade edebildiğime inanıyorum. Hani vardır ya, içinizin tenha, ıssız, kuytu köşecikleri hariç, dökmek istersiniz ya içinizi bazen. Dedikodu yaparsınız arkadaşlarınızla, kusarsınız, dökersiniz, pislikleri demiyorum ama…

Okumak istediğim, okunması gereken o kadar çok şey vardı ki etrafımda. Kitap, gazete, dergi, insanlar…

Bak dedim kendi kendime… Ahmet bu kadar şeyi okumaya ömrün yetmez. En iyisi mi sen boş ver okumayı. Sen yazmaya başla, yaz, yeter ki yaz… Moralini bozmadan yaz, yaza yaza yazacaksındır bir gün dedim. Bunu ne zaman mı dedim? Şimdi dedim ya!

4. Bir eser ortaya koymak, üretmek oldukça zor bir süreçtir. Siz eserinizi kaleme alırken karşılaştığınız zorluklar oldu mu? Varsa bunlar neler?

İnanın bilgisayardan iyi anlasam hiç zorluk olmayacaktı. Neydi o bilgisayarın orasına burasına değişik zamanlarda kaydettiğim yazıları toparlamaya çalışmak? Zordu gerçekten noktalamaya, paragrafa, imla kurallarına göre kitabı tekrar gözden geçirmek, dizgi çalışmasını yapmaya çalışmak…

Bana kalsa hiçbir yerine dokunmadan basın derdim. Ama öyle olmuyormuş, imlaya da, dizgiye de dikkat edilmeliymiş.

Bir de kapak çalışması çok sürdü inanın. Arkadaşlarım yardım ettiler sağ olsunlar, iki ayda belki yirmi otuz farklı kapak çalışması yaptık. Zor iş bunlar, basacaksın parayı senin niçin dizgiyi de yapacaklar, imlayı da, kapak çalışmasını da. Şimdilik kendimiz yapmaya çalışıyoruz her şeyi.

Kapak çalışmalarımızı beğenmeyenlere ne diyorum biliyor musunuz? Ben ne insanlar gördüm üstünde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok… Güldüm şimdi. Önyargılı olmamak gerek, ön kapağa, arka kapağa bakıp benim kitaplarımı rafa geri koymamak gerek değil mi?

Hayatım Çaykara’nın kapağını hiç beğenmiyorlar. Bir kitabı sattıran kapaktır diyorlar. Size bir sır vereyim mi? Şimdiye kadar bir kişi anladı ne demek istediğimi o kapakta, o da Galatasaray mezunu bir kuyumcuydu. Kuyumcular sarraftırlar, insan sarrafı oldukları kadar kitap sarrafı da oluyorlar demek ki… Sormayın, kim olduğunu söylemeyeceğim…

5. Sevdiğiniz ve eserlerinden etkilendiğiniz bir yazar var mı?

Bu soruyu bana mı soruyorsunuz? Dedim ya, ben kitap okumam, yazarım.

Okuduğum şeyler de vardır. İnsanlar. İnsanları okumaya çalışırım. İyi bir dinleyiciyimdir. İyi empati kurarım. Çok etkilenirim insanlardan, senaryo yazarım iki dakikada ve yazdığım senaryoda kaybolurum. Yaşarım, onlarla birlikte yaşarım görüntü karelerimde.

Son zamanlarda futbolda “var sistemi” mi ne var ya hani? Keşke ona ben de sahip olsaydım. İki de bir “var sistemine” başvururdum herhalde. Dönüp dönüp izlerdim gördüğüm kitapları, tekrar tekrar okurdum demek daha mı iyi olurdu burada?

6. Kitabınızın adı neden “Hayatım Çaykara” detayları ile bahseder misiniz?

Çokları Trabzon’un ilçesi Çaykara’da geçen bir öykü kitabı zannetti. Ama öyle değil.

Çaykara’nın gerçek manası fazla bilinmez. Irmak kenarlarındaki küçücük, duru su kaynağının adıdır Çaykara. Çaykara suyu doğal olarak filtrelenir. Çakıl, kum, kil vs… tabakalardan geçerek, arınarak gün yüzüne, su yüzüne çıkar ve suyla kavuşur. Az, ama; arı, duru, berraktır Çaykaralar.

Okumaya alışık olduğunuz diğer yazarlar aynı zamanda çok iyi birer okuyucudurlar. Hani kuvvetli yağışlardan, okumalardan gelen suların kuyuları doldurması gibi… Ama yağmurun bahşettiği kadardır o kuyuların ömrü…

Bazen de kimseciklerin tanımadığı, bir suyun kenarından, bir yaylanın, bir dağın tepesinden, taşların tam orta yerinden çaykaralar fışkırır. Fışkırır ve eninde sonunda okuyucusuna kavuşur.

Bir yudum da olsa ferahlatmak arzusu vardır, bir yudum içimlik zamanı düşündürmek umudundadır.

Ve o ilk yudumun tadına varsınlar ister. Hayatım Çaykara damlamaya başladı, peşi sıra ne yudumlamalar olacak bir bilseniz.

Yudum yudum okunacak, yudum yudum ferahlanacak, yudum yudum yudumlanacak…

7. Günümüzde yayımlanan kitapları nasıl buluyorsunuz ve genç yazarlara vermek istediğiniz tavsiyeler var mıdır?

Günümüz kitapları mı? Bilmem ne desem acaba? Ben bu kısmını cevaplamayayım isterseniz.

Gençlere şunu söyleyebilirim. Yazsınlar, sadece yazsınlar. Öyle benim yaptığım gibi önüne gelene okutmasınlar yazdıklarını, eleştirilerden moralleri bozulmasın. Akıllarına geldiği gibi yazsınlar, içlerinden geldiği gibi yazsınlar, işkembelerinden geldiği gibi.

İkinci beynimiz bağırsaklarımız öyle değil mi? Akıldan geldiği gibi yazabiliyorsak, işkembeden geldiği gibi de yazmalıyız.

Para kazanma, beğenilme, takdir edilme kaygısı falan umurlarında olmasın.

Ne kadar çok yazarlarsa o kadar çok okuyabilirler kendilerini.

Amaç da bu değil mi? Kendimizi tanıyabilmek, kendimizi okuyabilmek.

Ve yazdıkları belli bir hacme ulaşınca hemen bastırsınlar. Geriye dönüp bakmasınlar bir daha. O yazdıklarını başkaları ister okusun, ister okumasın. Bir kusmuk yumağı ile daha vedalaşmışlardır sonunda. Ne mutlu onlara…

8. Sizin için Psikolojik Denemeler ustası diyorlar bu konudan biraz bahseder misiniz? Deneme türünü kendinize yakın mı buluyorsunuz?

Valla ben deneme, öykü, makale ve diğerleri arasındaki farkı bilmiyorum. Roman ve şiiri ayırt edebilirim sanırım. Ben içimden, işkembemden geldiği gibi yazıyorum, ara sıra çok baharatlı şeyler yediği için bu gözlerim ve kulaklarım çıkışta acıtan zamanlar olmuyor değil. Büyük bir karamsarlıkla gidiyorsunuz o zaman klavyenin başına, biliyorsunuz çünkü neyin çıkacağını. Proctolog merhemlerle gezmemize az kaldı…

Psikoloji, sosyoloji ve bilimum lojilerden de anlamam, bunu dememe gerek yoktu sanırım tahmin ettiniz. Klavyemden dökülenler, parmak ucu sessizliği ile birilerine psikolojik geliyor sanırım.

Bakın şimdi aklıma sosyal medyada gördüğüm nohut pilavcı geldi. Hani bir seyyar satıcının nohut pilavı çok meşhurmuş. Adamın gece seyyar satış yaptığı yerde kuyruklar oluyormuş. Adama sormuşlar, neden pilavınız meşhur. Bizim pilavcı amca da benim gibi cevap vermiş. Bilmem, pilav aynı pilav, nohut aynı nohut. Bir gariplik var bu işte…

9. Eserinizi üç kelime ile anlatmak isteseniz ne derdiniz?

Aaa işte kilit soru bu bence. İnternet sayfam www.ahmetgencal.com hazırlanırken de bu anahtar kelimeleri sormuştu Tolgahan kardeşim. O yüzden bu soruya antremanlıyım. Gerçi Tolgahan bana yirmi kelime sınırı getirmişti, siz üç dediniz, biraz daha zorladınız ama olsun.

Cevap veriyorum: psikolojik denemeler, depresif yazılar ve içimdeki hüzün.

10. Son olarak okurlara ve edebiyat dünyasına bir mesajınız var mı?

Edebiyat Dünyasına mesaj vermek kim, ben kimim. O kadar da haddimi bilirim…

Olur da kitabımı satın alıp okuma niyetinde onlara önce sevgilerimi iletiyor sonra da sabırlı okumalar diliyorum. Psikolojik denemeler ve öyküler lafını okuyup da, aman psikolojimi mi bozacağım demesinler sakın. Bu sıkıntılı, bunalımlı yaşanmışlıklarda onlara iyi gelecek bir terapi gibi görsünler. Ve paylaşsınlar.  İnanın çok iyi gelecektir.

Okumak güzeldir, toplumun ruhunu, yaşadığı çağı yakalayabilecek satırları cımbızla ayıklamak daha da güzeldir.

Hazır cımbız ellerinde iken bana da bir el atsınlar. Eleştiri ve yorumlarını bana yollasınlar ve ben de eğer olursa, sonraki baskılarda bütün bu eleştiri ve yorumları kitabın “Ne dediler” bölümüne koyayım.

Yudumlanacak damla kadar yudumlayanın da payı olacak değil mi?

Herkese sevgi ve saygılarımla, iyi okumalar dilerim.

Kitabı incelemek isteyen Okur Modası takipçileri için:

https://www.kitapyurdu.com/kitap/hayatim-caykara/473110.html


1 yorum

Baybars Tolgahan Yılmaz · Ekim 1, 2018 4:24 pm tarihinde

hocam krsinlikle harika bir röportaj olmuş keyifle okudum… başarılarınızın devamını dilerim… selam ve saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.