II. Dünya Savaşı’nı Okurken Yaşayacağınız 5 Kitap

OKUR MODASI tarafından tarihinde yayınlandı

Dünya tarihi boyunca insanoğlunun yüzleştiği en büyük yıkımlardan biri olan II. Dünya Savaşı hakkında bir çok film çekildi, kitap yazılıp çizildi. Bu eserler arasında kaynak niteliği olan ve o dönemde yaşananları sıcağı sıcağına kaleme alan yazarların da dahil olduğu bazı kitapları siz değerli okurlarımız için listeledik.

1. Nazi İmparatorluğu Serisi Doğuşu – Yükselişi – Çöküşü

(William Shirer)

Bu kitapta Hitler Almanyasının doğuşu, yükselişi ve çöküşü anlatılıyor. William Shirer İkinci Dünya Savaşından sonra müttefiklerin eline geçen orijinal Alman belgeleri üzerinde uzun yıllar çalıştıktan sonra bu kitabı yazdı. Almanya’da 1930-45 yılları arasında ne olup bittiğini merak edenler Shirer’in anlattıklarında bütün öğrenmek istediklerini bulacaklar ve bu önemli yılların niçin hiç bir zaman akıllardan çıkmaması gerektiğini görecekler. Naziler, iktidar için nasıl savaştılar?İktidarı – kimlerle ittifak kurarak – nasıl ele geçirdiler? Sonradan neler yaptılar: Kendi aralarındaki kanlı mücadeleler. Hitler ve arkadaşlarının özel hayatları. İkinci Dünya Savaşının başlatılması ve Alman yenilgisi… Hepsi, en ufak ayrıntılarına kadar inceleniyor, aydınlığa kavuşuyor.William Shirer’in NAZİ İMPARATORLUĞU (THE RISE AND FALL OF THE THIRD REICH), tarihin en dramatik dönemlerinden biri üzerine yazılmış en esaslı kitaptır, mutlaka okunmalıdır.

 

2. Normandiya Çıkarmasının Perde Arkası

(General Hans Speidel)

İkinci Dünya Savaşı’na son veren tarihi “Normandiya Çıkarması”nı Müttefikler açısından konu edilen çeşitli eser ve makale yazılmış, filmler çevrilmiştir. 
Oysa “Çıkarma”nın hedefi olan Almanya’nın bu harekat sırasındaki durumu, aradan geçen bunca yıla rağmen karanlıkta kalmıştır. 

“Normandiya Çıkarmasının Perde Arkası”nı en iyi yansıtan kişi, hiç kuşkusuz, Alman makamlarınca “Atlantik Duvarı”nı savunmakla görevlendirilen ve bu konuda en yetkili kimselerden biri olan General Hans Speidel’dir. 

O dönemin en ünlü askeri Mareşal Romel’in maiyetinde Kurmay Başkanı sıfatıyla bulunan Speidel, bu eserinde, o tarihi günlerin bütün entrikalarını ve saldırganlığının acı sonucuyla karşılaşılan Hitler Almanyası’nın olanca kargaşalığını başarıyla gözler önüne sermektedir.

 

3. Bir Askerin Anıları

(Heinz Guderian)

“Hitlerin, tank savaşı uzmanlarının en ünlüsü olan Heinz Guderian, İkinci Dünya Savaşı’nda eşsiz ve alımlı bir rol oynamıştır. Almanya’nın şimşek hızıyla kazandığı başarıların altında yatan silahlar ve taktiği; daha açık bir deyimle, Polonya ve Fransa’da zaferden zafere götürdüğü, dünyaya korku saçan zırhlı birlikleri 1930’larda geliştiren Guderian’dır.

Guderian’nın davranışlarını koyu militarizm belirtileri olarak kınamak belki kolaydır. Ancak onun temel varsayımlarının askerlik hizmetinin bir zorunluğu olduğunu kabullenmek, daha akıllıca bir iştir.

Guderian, öyküsünü, Hitler ve Nazi Almanya’sının öteki baş yöneticilerini özetle, ama çok kapsamlı olarak inceleyen bir bölümle sona erdirmektedir. Bu bölüm, tüm bölümlerin en ilginç olanıdır.

Guderian’ın l941 yılında Rusya’nın derinliklerine doğru yapılan ileri harekât hakkındaki açıklamaları bu istila harekâtının bugüne dek bilinen en ayrıntılı belgelerini teşkil etmektedir.” -Sir Liddell Hart-

Guderian, Almanya’nın özellikle Doğu Seferi’ni ve genellikle savaşı kaybedişinin bilimsel nedenlerini çok ilginç ifadelerle açıklamaktadır.

Yazarın Almanya’yı 12 yıl yöneten Nasyonal Sosyalist rejiminin başarı ve başarısızlıklarını kendine özgü biçimde tahlili ise Liddell Hart’ın belirttiği gibi, kitabın anıtsal bir değere ulaşmasının başlıca nedenlerinden biridir. Hitler ve yardımcılarının gerçek stratejik görüşten yoksun olmalarının ve hele Hitler’in tarihin öğrettiklerinden ders almamış bulunmasının Almanya hesabına nelere mal olduğunu, Guderian, çok açık bir dille anlatmaktadır.

Guderian, anılarında, İkinci Dünya Savaşı’nın gidişini kesin sonuçlu bir biçimde etkileyen Alman tank ve zırhlı birliklerinin, savaşın son iki yılında kaydettiği gelişmelere de yer vermekte, bu konuda çok önemli gözlemleri ortaya koymaktadır.

 

4. Yaşam ve Yazgı

(Vasili Grossman)

Grossman’ın eseri, toprak altında yatanların sesi, baskı rejimlerinin yaşama ve özgürlüğe asla galip gelemeyeceğinin ölümsüz bir belgesi olmaya devam ediyor.

Sovyet Rusya’nın büyük yazarlarından ve tarihin en önemli savaş muhabirlerinden Vasili Grossman (1905-1964), başyapıtı Yaşam ve Yazgı’yı 1950’lerde kaleme aldı.

Ustası Tolstoy’un dev eseri Savaş ve Barış gibi, büyük bir muharebenin, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Stalingrad Savunması’nın etrafında şekillenen bir dönem romanı olan Yaşam ve Yazgı, her şeye rağmen direnen insanların kaderini anlatmakla kalmıyor, Stalin Rusyası’nda yaşananları gerçekçi bir dille gözler önüne seriyordu.

Stalin’in ölümünden sonra yaşanan yumuşama döneminde kitabın yayımlanabileceğini düşünen Grossman, yanılıyordu. Yetkililer yazarı değil ama kitabı mahkûm etti. KGB müsveddelerine, hatta daktilo şeritlerine bile el koydu. Politbüro’dan Mihail Suslov’un deyişiyle, “Kitabın yayımlanabilmesi için en az 300 yıl geçmesi gerekiyordu.” Grossman, umutsuzluk ve hayal kırıklığı içinde, 1964’te öldü.

Ancak Yaşam ve Yazgı’nın yazgısı, yazarından farklı oldu. Kitabın iki kopyası daha vardı ve gizlice ülke dışına çıkarıldı; 80’lerden sonra Batı’da basıldığında, özellikle Fransa, İngiltere ve ABD’de büyük yankı uyandırarak zamanla bir milyonun üzerinde okura ulaştı.

 

5. İkinci Dünya Savaşı Tarihi

(H. B. Liddel Hart)

1919 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren Versay Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla, geride bırakılan dört yıllık yıkımın “bütün savaşlara son veren savaş” olarak anılacağı ve uygarlığın bir daha asla böyle bir yok edici çılgınlığa teslim olmayacağı temennisi bütün dünyada akıllara kazınmıştı. Ne var ki sadece yirmi yıl sonra çapı, dehşeti ve yok ediciliğiyle 1914-18 yıllarını kat be kat geride bırakan ikinci bir küresel savaş patladı. Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan Almanya ile Rusya’nın içine savrulduğu devrimci radikalizm, muzaffer tarafta yer almalarına rağmen haksızlığa uğradıklarını düşünen İtalya ve Japonya’nın saldırgan revizyonizmi; bütün dünyayı sarsan 1929 ekonomik krizi ve imparatorlukların yıkılması ardından zincirinden boşanan militan milliyetçi yahut sosyalist ideolojiler bu felaketi adeta kaçınılmaz kılmışlardı. Birinci savaşta ortaya çıkan topyekûn savaş anlayışı, kitle imha silahları ile stratejileri ve totaliter yönetimler neticesi, 1945’te silahlar sustuğunda, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde üçüne tekabül eden 60 milyondan fazla insan ölmüştü. Bu, tarihteki en ölümcül savaştı.